Gözü kör olsun.
İki cümle edip, bir beşlik bozmaya geldim. Ne zaman sevinsem, kapıya bir memur geliyor icraya. Evdeki sandalyeler bile oturmuyor artık yerlerine. Cebimde yalnız konuşarak ölen bir cümlem var, susarak ölen bir tane daha. Birini yad ederken eskittim, ötekini içimde taşıya taşıya. İkisinin de mezarı yok; biri dilimin altında kaldı, biri kalbimin enkazında. Şimdi hangi kapıyı çalsam yüzüme açılan şey hiçlik. Bahtıma çalınan katran karası, biraz hicran, bir o kadar da meçhul. Çocukluğumdan kalma radyo nihavent makamını ezbere çalıyor. Ah bu şarkıların gözü kör olsun diye diye yakacak sözler yazıyorum. Aynı eşyadan iki tane olunca haciz edilmiyor. İçimde binlerce can kırıklığı var. Gelsinler, hangisini isterlerse götürsünler. Nasıl olsa eksilmiyor acı, yalnız yer değiştiriyor. Bir kısmı gözlerimin arkasında, bir kısmı gece yarısı açılan çekmecelerde. Bazıları adını unuttuğum insanlardan kalma, bazıları henüz tanışmadıklarımdan. İcra kâğıtları gibi katlayıp sakladım ömrümü. Her sayfanın altında ödenmemiş bir özlem duruyor. Neye zar attığıma bak. Şimdi hesap vaktiyse, ya da bütün bunlar bir kumarsa, buyursun hayat, masaya neyi varsa koysun. Ben zaten çoktan batmıştım; hikâyesi dili geçmiş zamanlı bir söze, bir çift güzel göze. Geride kalan ne varsa, çocukluğumun radyosundan sızan o kırık nihaventtir. Onu da alırlarsa, duvarlara yaslanıp susarım. Bana bir ömür borçlusun. Bazı borçlar para ile ödenmez; insan, kendinden haczedilir.