SEN BENİM ÇOCUKLUĞUMA SAHİP ÇIK
Sen benim çocukluğuma sahip çık, ben büyümeyi fazla ciddiye aldım. İçimde hâlâ diz kapakları kabuk bağlamış bir sokak var; tebeşirden kaleler, paslı bir bisiklet zili, cebimde iki misket, bir de akşam olmadan eve dönme telaşı. Yıllar geçti. O sokak şimdi içimden geçiyor. Apartmanlar dikildi sesimin üstüne, bazı pencerelerimi tuğlayla ördüler. Ben her sabah kendime yetişmek için kırmızı ışıklarda bekleyen bir adam oldum. Sen geldin. İçimde yıllardır yanmayan bir sokak lambası adını öğrenmiş gibi yandı. O yüzden beni bugünkü hâlimden sevme yalnız; biraz eski mahalleme uğra. Duvarında yarım kalmış bir çocuk resmi var, elinde uçurtma, ipinin ucu gökyüzünde kayıp. Belki bendim. Belki gökyüzü erken büyüdü. Sen o ipin ucundan tut. Çünkü ben kaç kere kendime dönmek istediysem hayat, adresimi değiştirmişti. Sen benim çocukluğuma sahip çık. Yağmur başlayınca kâğıttan gemilerimi kaldır kaldırımlardan; onlar batarsa içimde bir deniz eksiliyor. Dondurma erirken telaşlanan hâlimi, topum bir arabanın altına kaçınca dünyanın bittiğini sandığım öğleden sonraları, annemin pencereden adımı çağırdığı o uzun, turuncu akşamları sakla. Ben en çok oralarda benim. Şimdi yüzümde yılların aceleyle çizdiği caddeler var. Gözlerimin kenarında iki çıkmaz sokak. Ama sen gülünce bütün tabelalar eve dönüyor. Garip, insan bazen birine âşık olmuyor da onda unuttuğu yaşına rastlıyor. Ben sende sekiz yaşımı gördüm. Üstü başı toz, saçları terden alnına yapışmış, avuçlarında dünyayı taşıyacak kadar küçük iki el. Bana bakıyordu. Sanki yıllardır “Ne zaman geleceksin?” diyordu. İşte bu yüzden sana sarıldığımda yalnız bugünkü beni sarma. Biraz sıkı tut. Aramızda yıllarını kaybetmiş bir çocuk var. Sen benim çocukluğuma sahip çık, ben senin yarınlarına. Ve olur da bir gün bu şehir bizi ayrı kaldırımlara savurursa, adımı unutabilirsin; ama içimdeki o çocuğun elini bırakma. Çünkü ben seni bir kadını sever gibi sevmenin ötesinde, eve döner gibi seviyorum.