HİÇLİK KOKUSU

Gece, kâğıttan bir gemi gibi suyun yüzünde kayarken, Zamanın teyelleri çözülür parmak uçlarımda. Sessizlik, mermer bir havuzun dip akıntısı Bütün sesler susar Sadece ışığın kemiklere çarpan akisleri kalır geride. ​Göz kapaklarımın arkasında başka bir gökyüzü kurulur, Ağır, kadife ve hileye kapalı. Bir sokaktan geçerim Ne adı var ne izi Taşlar adımlarımı hatırlamaz Gölgem benden bağımsız adımlar atar gecenin kuytusuna. ​Bir kapı belirir belirsizliğin tam göbeğinde Ne tahtadan ne demirden Yalnızca unutulmuş bir söze dayanır eşiği. Açarsam uyanacağım, Açmazsam içeride kaybolacak bildiğim tüm dünyalar. ​Işıkla gölgenin müttefik olduğu o ince teğette Bir anlığına benden soyunur ruhum. Ne dünün ağırlığı kalır omuzlarımda Ne yarının telaşı… ​Açılan kapıdan içeri süzülen hafif bir esintiyle Sabahın ilk soğuğu vurur şakaklarıma. Geriye yalnızca parmaklarımda kalan Bir parça hiçlik kokusu, Ve uyanmanın o zarif ama amansız kederi…