BİZ İSTANBUL’LA ANLAŞIRIZ

İstanbul’la anlaşırız ! Öyle herkes bilmez aramızdaki dili. Ne abartırız kelimeleri, Ne de eksik bırakırız cümleleri. Kız Kulesi kadar yalnız kalmışlığımız vardır belki, Galata Kulesi kadar eski yaralarımız vardır, Ne sevgiyi gösterişe dökeriz, ne acıyı reklama. Alıp gidersem kendimi bir gün, Bir yanım hep sahilde kalır. Bir yanım bir vapur iskelesinde, Bir yanım sabah simidinde, Bir yanım tek başına içtiģim çaylarda, Bir yanım akşam güneşinin turuncusunda... Biz İstanbul’la anlaşırız ! Benliğim, dar bir sokağın taşında kalır, çocukluğumun ayak sesleriyle. Hüznümse, kalabalığın ortasında.. Kimseye çarpmadan yürüyen o sabrımda. Benim kalbim biraz Galata’dır aslında, yüksekten bakar ama düşmekten korkmaz. Biraz Karaköy’dür; yorgun ama dimdik. Biraz Balat’tır; rengârenk görünen, içinde bin hikâye saklayan. Oysa ; Karaköy’de bir daktilo tıkırtısıdır hayat. Ve eğer bir gün her şeyi geride bırakıp gidersem, Ardımda bir iz kalır mutlaka. Ayasofya’da en eski dualarım, Bir bankta oturan gölgem, Bir kahve fincaninda dudağımın buğusu, Bir rüzgârda adımın fısıltısı kalır. Bir kapı aralığında nefesim, Bir şiir yarım kalır... Biz İstanbul’la anlaşırız ! Hiç gitmemişim gibi karşılar beni bu şehir. Yağmur yağdığında taşların kokusunu bilirim ben. Sanki bütün ayrılıklar aynı bulutta toplanmış gibi hissederim. Bir tramvay geçer içimden, çın çın çın… her sesi bir hatıra. Ve eğer bir gün gidersem gerçekten, Bir kitap arasına sıkışmış bilet “Daha bitmedi,” der. Bir martı, inadına ismimi bağırır dalgaların üstünde. Sokak aralarından bir keman sesi sızar, ay, minarelerin ucuna takılır. Belki bir vapur kalkar benden habersiz, Islak kaldırımlarda topuk seslerim geceye karışır, kimse fark etmez... Biz İstanbul’la anlaşırız ! Bir akşamüstü moruna çalar gökyüzü, İstanbul beni susarak dinler, Ben İstanbul'u içime çekerek. Gitsem de kalırım biraz, Kalsam da giderim biraz… Gitmek bir mesafe değildir burada. Gitmek, kalbin yönünü değiştirmektir aslında. Vapurlar geçer içimden, beyaz uykular gibi, Eski bir şarkı çalmaya başlar köşe başlarında, Sözlerini bilmem ama sızısını iliklerime kadar tanırım ben… Bir yanım susar, bir yanım anlatır durmadan, çünkü İstanbul, sessizliğin en gür hâlidir bazen... Biz İstanbul’la anlaşırız… Bir bakıştan çözeriz derdimizi, ne fazla izah isteriz ne yarım bırakırız hisleri. Bir akşam, içime çöken o eski ağırlık Boğaz’dan geçen serinlikle dağılır ansızın. Kimse bilmez; ben en çok kalabalıkta kaybolurken bulurum kendimi. Bir sokak lambasının altında bekler hatıralarım, ne tam gider ne de kalır yerinde. Bir duvar dibine yaslanmış yorgunluğum vardır, üzerine nice mevsim çökmüş… Ama yine de dimdik, tıpkı bu şehrin inadına benzeyen hâli gibi... Biz İstanbul’la anlaşırız… Ben konuşmasam da o duyar içimi, bir martının kanadında taşır sustuklarımı. Kimi zaman bir ezan vakti çöker içime hüzün, kimi zaman bir çocuk kahkahasıyla çoğalır umudum. Ve bilirim; bu şehir, en çok kırılanları saklar bağrında. Eğer bir gün gerçekten gidersem, ardımda eksik bir cümle kalır mutlaka. Bir kapının eşiğinde yarım bir vedâ, bir göz ucunda tutulmuş son bir bakış… Ve İstanbul, beni anlatmaya devam eder benden sonra... Sükût'u YâR kaleminden...