Sisli Yolların Bilinmezliği
Sisli yolların bilinmezliğinde yürüyorum uzun zamandır, Nereye vardığını bilmediğim bir yolun üzerinde, Bir elim geçmişin izlerine dokunurken, Diğer elim henüz yaşanmamış yarınları yokluyor usulca. Ne geçmiş beni tamamen bırakıyor, ne de gelecek kendini bütün açıklığıyla gösteriyor bana. Önümde uzanan yol bazen birkaç adım ötesini bile saklıyor, Sanki hayat, bütün cevapları bir sis perdesinin arkasına gizlemiş de benden sadece yürümemi, düşsem de kalkmamı, yorulsam da vazgeçmememi istiyor. Oysa insan bazen varacağı yeri görmek, Emek verdiği yolun sonunda ne olduğunu bilmek, Kalbinin neden bunca yük taşıdığını anlamak ister. Sisli yolların bilinmezliğinde öğrendim. En zor olan şey kaybolmak değildi. Hangi yöne gitmesi gerektiğini bilmeden yürümeye devam etmekti. İşaretler susar, yönler birbirine karışır, Bildiğin bütün doğrular bile yabancı gelir sana. Bir zamanlar emin adımlarla geçtiğim yollar, şimdi hatıraların gölgesinde başka anlamlar taşıyor. Bir köşede yarım kalmış hayaller bekliyor beni, Başka bir köşede söyleyemediğim sözler, Tam ortasında ben duruyorum. Kendimi ararken kendime yabancılaşmış bir yolcu gibi. Sis dışarıda değildir çoğu zaman. İnsanın içinede çöker. Gözlerini değil, umutlarını perdeler. İşte o zaman en tanıdık yollar bile uzar, En bildik yüzler bile uzaklaşır, İnsan kalbinin sesini duymak için dünyanın bütün gürültüsünden kaçmak ister. En yoğun sis bile sonsuza kadar kalmaz gökyüzünde. Bir gün mutlaka güneş çıkar, mutlaka yol kendini gösterir, Neden bu kadar yürüdüğünü, neden bu kadar yorulduğunu anlar insan. O zamana kadar, sisli yolların bilinmezliğinde yürümeye devam edeceğim. Cesaret, yolu görmek değildir. Göremediğin halde inanmaya devam etmektir. Belki de hayat dediğimiz şey, tam olarak buydu. Bilinmezliğin içinden geçerken umudunu kaybetmeden yürüyebilmekti... ✍️✍️✍️