...

Ziyan olduk… Her birimiz bambaşka yerlere, bambaşka hayatlara savrulduk. İçimizde kopan fırtınalar, kalbimizde kanayan yaralar, zihnimizde dolaşıp duran hayaller… Kaç zaman geçmeli kendimize gelmemiz için bilmiyorum; ya da kendimiz olmamız için kaç asır geçmeli? Uyuyup uyansak biter mi her şey? Yeniden başlar mı tüm hikâyeler? Sormadan edemiyor insan: Nerede kaçırdım ipin ucunu? Nerede vazgeçtim kendimden? Nerede, hangi kapıda bıraktım benliğimi? Kim için ya da kimler için heba ettim hayallerimi? Sonu gelmiyor… Bir güneş doğuyor ufuktan. Yeni hayaller, yeni hayatlar, yeni bir sen için. “Nefes alıyorsun,” diyor Rabbin, “nefes alıyorsun ya, umut hep var.” Düştüm diye öldün mü zannettin? Yaran kanıyor diye iyileşmez, güneş battı diye doğmaz mı zannettin? Karanlık bile ne güzellikler barındırıyor içinde, bakmayı bilene. Her karanlık, biraz daha parlatmadı mı ışığını? Bu hüzün niye, bu umutsuzluk, bu karamsarlık niye? Mutlu olmak için hiç mi sebebin yok? Yıldızları görmek yeterli değil mi? Ya da denizin mavisini, çiçeklerin renklerini? Mutlu olmak için ne gerekli? Ziyan olduk demiştim başta; kendi kendini ziyan eden bir insandan fazlası olamadık. Baktık ama göremedik, gördük ama anlayamadık. Bir şeyleri hep yarım bıraktık. Mutlu olmak için hep daha fazlasını istedik; elimizdekileri ziyan ettik… Eylülmisali 🦋