kirazlı bahçe
Ah benim küçük sepetim Bir kiraz çekirdeğinden doğmuş da kocamış bahçe Uçsuz bucaksız bir ummanmış meğer... Şaştım... Kırmızının en tatlı tonu bir fal gibi açılınca önümde Ve alınca gelinlik giymiş zambakların sarhoş edici kokusunu... Daldan dala atlayıp yaprakların arasından süzülen güneşe baktım seyrettim o yaz göğün gözünü... Babaannemin dizinin dibinde dinlediğim eski günlerin hikâyeleri gibi... Bana her ceylan gözlüm deyişinde avucumda parlardı 13 yaşım... Belki de huzur ilk orada gülümsedi bana... Bilmeden ben... On üç gökteydi on üç en yüksek dalda On üç yaprakların arasında On üç çiçeklerin utangaç kokusunda... Ben ki o allar giyinmiş ağaca tırmandıkça bulutlara dokunurdum Gökkubbenin bağrından süzülen buz gibi sudan içerdim kana kana... Kanardı dizimdeki küçük sıyrıklar Yarışırdı kirazın kırmızısıyla Ama ne acı vardı ne hüzün sadece neşeyle doluydu içim... Yeşil yaprakların koynunda bir kuş cıvıldardı Uzanmazdım kımıldamazdım kaçmasın diye Saatleri kanadında süsleyip sırtıma bindirirdi çünkü o, masallardaki prensesi Oyunlar oynardım onunla Otururdum en yüksek dalın en güvenli yerine Gezer dururdum daldan dala gururla, babaannemin masallardaki o ceylan gözlü kahramanıydım Öbür kirazlar, öbür yüksek dallara ulaşan küçük kahraman... Nereden bilirdim o zamanlar çocuk olmanın ve bir bahçede kaybolmanın böyle destansı bir mutluluk olduğunu.... Ben nefes aldıkça yapraklar gülümserdi kuzuların çanları çalardı köy yolunda kulaklarımda kuşların şarkıları... Yanaklarım kırmızı Dizimdeki yara kırmızı ve toprağın o büyüleyici kokusu bence o da kırmızı... Nereden bilirdim o zamanlar babaannemin sevgisinin öldükten sonra da beni kucaklayacağını ... Cep gibi kalbime diktim o yazı Küçük sepetimin içine baharı sokuşturdum... Babaanemin her gün bahçeye indiğinde topladığı kirazlar gibi doldurdum yıldızlarla ... Nereden bilirdim o zamanlar bir çocuğun avucunda biriken yıldızların aslında bir bahçe dolusu düş olduğunu... (gerçek kesit)