Yazmalı Rilke
Zigottan embriyoya, fetüsten insana uzanan varoluş yolculuğunu; Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin basamaklarından geçerek suya atılan bir taşın halkaları gibi genişleyen yaşam estetiğini... Yeme, içme, barınma kadar zorunludur sevmek, güvenmek, değer görmek. Ruhunun denizlerinde, bir istiridyenin kalbindeki inci misali kendi cevherini keşfederek tekâmül etmeyi... Halo etkisiyle insanları gözde büyütmek ya da şeklen küçümsemek yerine, önyargılarla hakikat arasındaki ince çizgiyi görebilmeyi yazmalı Rilke. Her şeyin zıddıyla var olduğu evrende Yer açmak farklı fikirlere. Sağ ve sol lobu olmasa zihin sarayının varılır mı dengeli düşünceye. Düşünen, tasavvur eden insanın özgünlükten özgürlüğe uzanan yolculuğundaki varoluş sancılarını; düşünene deli diyen toplum normlarına inat, insanın kendini yeniden doğurmasının varoluşsal krizlerden geçtiğini de yazmalı Rilke. Özgürlüğü, özgüvenin şımarıklığına dönüştürmeden; başkalarına zarar vermeden, sorumluluğunun farkında özgür olmanın rasyonel farkını yazmalı Rilke. Modern dünyanın hızı karşısında insanın içsel çatışmalarını, anlam arayışının ve sorgulamanın arzından doğan bohemliği Değişen, dönüşen insanın kendi öznelliğini bulması yanısıra soyut kavramlar karşısında aklın da sınırları olduğunu yazmalı Rilke. Hırsın ve nefretin hayatını çalmasına izin vermeden Zümrüdüanka misali küllerinden doğmayı; başkalarıyla değil, kendisiyle yarışmaktan doğan bahar iklimini yazmalı. Tüm paradoksların ortak paydası seçimlerimizin insiyatifi değil mi? Akla ve deneye dayanıyorsa evrensel bilgi, Prensip olmalı eğitim ve demokrasi. Feodal yapının gölgesinde oluşan fikirlerin tuzağında büyümenin ağrılı geçişini de yazmalı Rilke. Bir profilin ardına gizlenip insanın taşıdığı misyona tezat eylemlerini... Seçimlerde dile pelesenk olan slogan ve demagojiyi; avam halka övgüyle köprüden geçince doğan otokrasiyi, Varoluşa inat varolmayan demokrasiyi yazmalı Rilke. İnsanın en büyük yolculuğu başkalarını aşmak değil, kendi sınırlarını keşfederek kendine doğru yürümek değil mi, Rilke? Güzel şey, özgürce düşünerek var olmak; daha güzeli ise başkasının varoluşuna saygı duyarak özgür kalabilmek.