PEYGAMBERDEVESİ ISIRIĞI

İmkansız olan nefes alabilmekti, Yaşamak kelimesinin üstünden asırlar geçmiş, Yoksa yıldızlarda göz kırpıyor. İnsan alacağı kadar yaşar bu dünyada. Zincirlere eklenip Salıncakların elinden tutabilmekti mesele. Sahi, gülmek neydi? Boş vermekti... Başıma ne geldiyse suskunluktan... Prangalar sardım gökkuşağı yerine, Ayak bileklerime tutundu Bir Peygamberdevesi gibi.... Toplasan on kere gördüm, Birkaç kere de rüyamda... İkiz gökkuşağı üstünde Sevmekti; Çiy düşerken bütün mevsimlere, Ve ellerinden düşerken sırların tapınakları... Hasret, özlem, sıla; Hangisi daha vurucu ve inatçı Bir eylem Damarlarımda dolaşan? Şu şairin düzensiz kelimelerini görüyor musun? Halbuki ancak bu kadar doğrulabiliyor insan, Kelimelerinin esiri olunca... Mektubumda yer verdim onlara; Kırk altı buçuk kere tozlanmış ayakkabıları Sığmadı güvercin postasına. Düşünmek kedilere mahsus olmalıydı, Bir kaptan su içerken, huzur içerken... Uykusuzluk ise şeytanın icadı olsa gerek. Gözlerimin çanağına dolan çatlak kırmızı bundan...