SEVMEYE RAMAK KALA

​Sevmeye ramak kala geçtim gözlerinden. Mahal vermeden ayrılıklara, gözlerinin karasında karardım. Benli, sensiz sokaklara vurdum çehrenin gizemini. Kışın soğuk cemresinden çıktım. Elim soğuk, sevdam senden soğuk... Kızılırmak’ın ceset kokan havasına gömerim gözlerimi; Fırat’ta taşar, Murat’ta durgun balçıkta batarım. Ölmeye ramak kala severim yine seni, Sevmeye ramak kala geçerim yine senden... ​Mısralara gömüldü nasıl olsa sevmelerim, Vuruldu dağların hakiliğine akın akın. Ağrı Dağı’ndan Süphan’a, Nemrut’tan Erciyes’e aktı yaşlarım; Feryat oldu, düştü dillere ağıt ağıt. Ve masal oldu, ağıt yüklü dinletiler oldu. Gitmeye ramak kala kalakaldım gözlerinin akına. Sevmeye ramak kala sevmedim selamsız sabahsız gitmeleri... ​Sevmeye ramak kala sevmedim acı tadında şeker sevdanı. Çocuk oyunlarında ve bayram sabahlarında, Küçük ve masum yüreklerde çırpındı sevmelerim sevdanın kafesinde. Ben seni sevdanın yalancı yüzünde sevmedim; Gözyaşlarının ellere doluşunda, efkâr hâlinde kumsallarda buluşta kendini... Ben seni Muş Ovası’nın düz yatağında sevdim, Ben seni ramak kala sevmedim, sevdanı... Sevmeye ramak kala sevdim sevmeleri... ​Şairin de söylediği gibi: Ben seni, beni sevebilme ihtimalini sevdim. Ben seni Hasankeyf’in gizeminde, Cizîra Botan’da Mem’in efsanesinde sevdim. Erciyes’in kirli karakışında değil, Ben seni Ağrı Dağı’nın bembeyaz zirvesinde aşkın... Ve yine ondandır işte ramaklarım. Ben seni Marmara’nın göz alıcı maviliğinde, Karadeniz’in hoyratında, Ve ben seni Akdeniz’in, Ege’nin aşk kokan akşamlarında sevdim. Ama sevmedim, yollara düşer gözlerim. Gitmeye ramak kala sevdim gözlerini, Sevmeye ramak kala sevmedim gitmeleri... Sevmeye ramak kala... ​Hazar Aslan