Kanayan Bir Yaradan Geldim Kapına
Kanayan bir yaradan geldim kapına... Kırık dökük, parçalanmış bir yürekle;öyle öksüz, öyle yetim... Dalları kırık, kökleri sökük; bahar uğramamış, kışa teslim olmuş bir kalple... Gülmeyi unutmuş gözlerle, öyle sessiz, öyle sedasız, imkânsız bir umutla geldim kapına... İnan ki bilmiyorum... Kaç fırtına geçti üzerimden, sayamadım. Kaç ihanet gördüm de kimselere anlatamadım... Her düşüşümde biraz daha kanadım,biraz daha yara aldım. Yine de düştüğüm yerden kalkıp yaralarımı kendim sardım. Geceler boyu karanlıkla diz dize oturdum, sessizliğin dilini öğrendim sandım. Bazen yaralarım konuştu, ben ağladım;bazen ben konuştum, yaralarım inledi. Ben sustukça, içimde çoğaldı ahlarım. Şimdi avuçlarımda ne bir sitem getirdim,ne de geçmişin hesabını sormaya geldim. Her şeyi arkamda bırakıp,bunca yıkımın, bunca yangının içinden sağ çıkanbir yürekle geldim sana. Eğer tutacaksan ellerimden,sıkıca tut derim... Yarım bırakma;yolların ortasında düşerim. Bil ki bırakırsan tuttuğun bu eli,bir daha toplamak zor olur beni. Dağıldığım yerlerden,kırıldığım zamanlardan çıkıp geldim sana... Yine de bak...Hâlâ içimde küçücük bir ışıkla geldim yanına. Bir tarafım bahara inanıyor hâlâ,bir tarafım ise karakışta... İnan bana. Kanayan bir yaradan geldim şimdi kapına... İyileşmenin de mümkün olduğuna tutunuyorum hâlâ. Anla beni... Bir daha izin verme kırılmama,yaralanmama. Bazı yaralar kapanır belki... Lakin aynı yerden ikinci kez kanatırsan beni,inan, kendimi değil,umutlarımı kaybederim. Sonra ne gelen bahar ısıtır içimi,ne de açan çiçekler umut verir ruhuma. Yüreğim çok üşür, inan... Ve bir daha ne sana,ne de sevdana inanırım. Diyorum ya... Kanayan bir yaradan geldim kapına. Beni anla...