Düşünce
Sensizliğin şafağında vazgeçtim yaşamaktan. Yıktım bütün inançlarımı, Kendi ellerimle boğdum büyüttüğümüz o masum düşleri. Maviyi karaya çaldım,renkleri mateme boyadım, Ve kimse dokunmasın, kirletmesin diye artık, Aşkı Kaf Dağı’nın en ıssız ardına sakladım. Ziyan edilmiş bir takvimin yapraklarında soldu gençliğim. Ne bir iz bıraktım geride, ne de takip edilecek bir yön. Kendi gölgemden korkar oldum, Aslında kaçtığım sen değildin, Yüzleşmekten korktuğum o koca,dün. Vaktiyle sana dökülen sözler şiirdi, Âşıkların dilinde nihavent bir şarkıydı sevdamız... Ben ise o şarkıyı karanlık bir gecede, Bam telinden kopardım, susturdum. Tövbeliyim artık aydınlığa, Ne güneşi tanır gözlerim, ne denizin yeşilini. Sonu gelmez bir sevda uğruna, Yaktım, limanımda bekleyen son gemileri. Aslında sitemim sana değil, kendime; Laf anlamaz, söz dinlemez şu kalbime. Bir kuru tebessüme kanacak kadar açmışız sevgiye. Medcezir sandık, dipsiz bir girdapmış oysa, Çırpındıkça batan, battıkça eksilen bizmişiz... Kutsal bir emanet gibi taşımıştım oysa ihanetini, Sevda sanmışım meğer, kanat bildiğim zincirleri. Gururumu aşka paspas ettim de, Anladım ki kalmıyormuş insanda mantık,düşünce. Yolu bir zalimin buz tutmuş gönlüne düşünce... Kendimi affettiğim an, senin bende biteceğini biliyorum. Belki de sırf sen gitmeyesin diye, ben kendime zulmediyorum. Oysa yemin olsun, nefretime dahi değmezsin. Ben senin varlığını artık, aşka hakaret sayıyorum. Ve tıpkı senin gibi ardıma bile bakmadan, Bu enkazı ebediyen terk ediyorum. Bu gidiş bir kaçış değil, bir uyanış,anlıyorum. Yıllar sonra ilk kez nefes alıyorum. Ve öğrendim ki,her gidiş, bir varışmış aslında... Şimdi seni bir meçhule uğurlarken, Ben kendime dönüyorum. Rıfat Karakoç