HASRETİN UĞRAMADIĞI BİR YER VAR MI

Hangi uzaklığın alnına yazıldı adın, Hangi gurbetin koynunda unuttun sesimi? Gecenin yırtılan yerlerinden sızan ayaz Birer birer yokluyor içimdeki eski yaraları. Yastığımın boş kalan yarısında, saçlarının kokusunu arayan uykularım var. Her sabah biraz daha eksilerek uyanan, Her akşam aynı özleme yeniden tutulan. Söyle, Hasretin uğramadığı bir yer var mı yeryüzünde? Hangi denizin kıyısına bıraksam bu sızıyı, Dalgalar adını geri getirmeden çekilir? Hangi dağın ardına saklasam gözlerimi Ufuk, yüzünün çizgilerini taşımaktan vazgeçer? Bir kuş geçse gökyüzünden, kanadında sen. Bir yağmur inse toprağa, kokusunda sen... Nereye dönsem yokluğunun Görünmeyen elleri dokunuyor ömrüme. Gecenin en derin vaktinde Bir tren düdüğü bölüyor uykumu. Sanki bütün istasyonlar yarım kalmış kavuşmaların yasını tutuyor. Rayların üzerinde uzayıp giden o demir sessizlik, içimde sana varamayan yolları çoğaltıyor. Her uzaklaşan vagonun ardından kalbimden bir parça daha kopuyor. Bir zamanlar adını duyunca yüzüme yayılan o tarifsiz aydınlık, Şimdi dudaklarımda titreyen eski bir duanın son hecesi. Ne zaman seni ansam göğsümün altında mahcup bir yangın büyüyor, Dumanı gözlerime doluyor, külü yıllardır dinmeyen özlemime. Ah, bir bilsen... Yokluğun yalnızca akşamları çökmüyor içime. Sabahın henüz açılmamış gözlerinde, bir çocuğun babasına koşan sevinçli adımlarında, Kalabalık bir sofranın eksik sandalyesinde, yol kenarında birbirine sokulmuş iki yaşlı insanın Titreyen ellerinde bile sana kavuşamamanın ince acısı var. Bazen sesini hatırlamaktan korkuyorum. Yıllar, en sevdiğim ezgiyi hafızamın uzak kıyılarına sürükler diye. Bazen de unutulmaktan korkuyorum. Bir sabah uyanıp adımı eskisi gibi söyleyemeyeceğinden, Birlikte yaşadığımız o güzel günlerin senin içinde silik bir gölgeye dönüşeceğinden. Oysa burada her şey seni bekliyor hâlâ. Pencerenin önündeki solgun sardunya, Rüzgârda ürperen ince perde, Akşamın son ışığında uzayan gölgeler... Hepsi bir gün kapı açılacakmış gibi sessizce yüzünü dönüyor eşiğe. İçimde kimselerin bilmediği bir yerde Hâlâ sana ayrılmış bir kavuşma duruyor. Ne zamanın eli değebiliyor ona ne de uzaklığın acımasızlığı. Yıllardır açılmamış bir mektup gibi Kalbimin en derin yerinde bekliyor. Söyle sevgilim, hasretin uğramadığı bir yer varsa oraya götür bu yorgun yüreği. Adının rüzgâra karışmadığı, Yüzünün gecelere düşmediği, Yokluğunun sabahları kanatmadığı bir avuç gökyüzü göster. Yoksa bırak, bu özlem son nefesime kadar göğsümün altında kendi denizini taşısın. Bir gün bütün yollar toprağa kavuştuğunda, Sana ulaşamayan şu yaralı sevdam Hiç olmazsa bir kır çiçeğinin köklerinden geçip ayak bastığın bir yerde açsın.