Gel....
Gel şimdi, Odamın duvarlarına yalnızlık sinmeden, Göz yaşlarım toprağa karışmadan, Dualarım gökyüzünde yankılanmadan, Ben ve buralar hâlâ sana hazırken. Hıçkırıklar göğsümü parçalamadan, Kirpiklerim kuruyken, gözlerim hâlâ seni beklerken gel. Mevlâna misali ne olursan ol, gel, İster Züleyha’nın gençliğindeki o ilk aşkın ateşi, İster yılların yonttuğu, her çizgisi hikâye dolu bir yüz ol. İster adımların rüzgâr gibi sessiz olsun, İster arkanı dönüp kaçacak cesaretin olsun, İşin yarım kalmışsa, ocakta yemeğin duruyorsa bile, Hepsini bırak, ardına bile bakmadan gel. Bahar daha filizlenirken, Ayvalar çiçeğe durmadan, Zaman ellerimizden kayıp gitmeden, Ve bu şehir seni unutmadan, Gel... Gel ki, ellerimiz bir kez daha buluşsun, Küllerinden doğan bir sevda gibi, Her şey yeniden başlasın, Bahar bizimle coşsun, Ve umut, gökyüzünde en parlak yıldız gibi ışıldasın. Birlikte yürüdüğümüz her adım, Yeniden doğan bir sabah olsun. Gel ki, bizi bekleyen her güzel şey, Ancak seninle var olsun.