âh... ( bir gerçek kesit)
Sabahın sekizine dikilmiş kırık bir düğme gibiydi yanımdan geçen adam... Eski bir ceket , çelimsiz gövdesinde Öyle bir kokuyordu ki acısı Adeta yürüyen bir yangın enkazı... Derken açıldı bıçak yarası gibi havada gür sesi Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım!! Türkü değil sanki boğazında beslediği devasa bir yırtıcı kuşun çırpınışı... Binaların camları titredi Attı asfaltın dikişleri teker izlerinde... Gövdesi kibrit çöpü gibiydi belki Ama tutuşturuyordu alevi kentin bütün yollarını ... Kaç kilometre sürer ki bir sevgilinin selvi boyu? Kaç ton çeker bir adamın cebindeki terk edilmişlik sancısı? Bir hüznü ancak bu kadar anlatabilirdi bir insan Eti zayıf, ahı ağır Ayrılığı tüm caddelerden uzun... Geçip gitti, geride akortsuz sokakları bırakarak... Durdum epeyce baktım ardından ... Döndüm kendi içime Sarıldım huzuruma boyu durmadan uzayan ...