penaber

Bir bavula sığdırdım ömrümün kırıntılarını, Arkamda bıraktığım, adı artık "geçmiş" olan o şehri. Her adımım bir kopuş, her nefesim bir hasret yara izi, Ben bu dünyanın ortasında, ne buralı ne oralıyım; Ben, rüzgârın savurduğu kimsesiz bir mülteciyim. Dilimde pelesenk olmuş yarım yamalak bir lisan, Gözlerimde çocukluğumun o soluk, o uzaktaki mavisi. Sınır çizgisinde bırakmışlar sanki ruhumun yarısını, Kimine göre bir sayıyım, kimine göre yabancı bir gölge, Oysa ben, evini yolda kaybetmiş, yorgun bir gövdeyim. Aynaya baktığımda yabancı bir yüz bana bakan, Gece olup da karanlık çöktüğünde ocağıma, Duvardaki asılı kalmış hayaletler sarılır boynuma. Vatan, üstüne bastığın toprak değil derler ya hani, Doğru… Vatan, canınla beraber geride bıraktığın o ecelsiz mezarmış meğer. Ne bir köküm kaldı tutunacak, ne bir göğsüm yaslanacak, Dünya kocaman bir zindan, ben içinde dilsiz bir yolcuyum. Sessizce ağlarım gece yarısı, kimsecikler duymasın diye, Çünkü mültecinin gözyaşı bile yasaktır bu coğrafyada; Ben hem kendime mülteciyim, hem bu koca dünyaya.