..

Gök yüzü ağır bir griye boyandığında, şehir de kendi içine kapanır. Camlara vuran her damla, zamansız gelen bir hatıranın ayak sesidir. Hüzün, bazen gürültülü bir fırtına değil; kentin üstüne usul usul çöken, her köşeyi sessizce ıslatan ince bir yağmurdur. Sokaklar, söylenmemiş sözlerin ve ertelenmiş vedaların ağırlığıyla yürür. Kaldırım taşları gökyüzünden düşen her serinliği içine çekerken, insan da içindeki kurumuş toprakları bu yağmurla sulamaya çalışır. Çünkü bilir ki; bazen akmayan gözyaşları, bulutlardan süzülüp en çok da en çok beklenen anlarda düşer toprağa. Rüzgâr esintisiyle karışan toprak kokusu, geçmişin unutulmak istenen ama bir türlü silinmeyen hatıralarını uyandırır. Her damla bir pişmanlık, her damla yarım kalmış bir hikâyedir. Gökyüzü ağlar, yeryüzü dinler; aradaki tek köprü ise sessizliktir.