Sonsuzluğun Ayak Sesi...

Ben bir ağaç gölgesinin yerlisiyim, Aslımı sorarsanız, toprağın çatlamış dudağından, Bir kuşun uykusunda gördüğü ilk gökyüzünden gelirim. Soyum yağmurun toprağa ilk düştüğü ana uzanır. Babam bir rüzgardı, annem bir nehir. İşim bulutların beyazlığını ölçmek, Ve karıncaların ayak seslerini dinlemek geceleri. Cebimde bir avuç çocukluk külü, Sırtımdaysa koca bir emanet yüklü, Hiç kimsenin bilmediği zamandan.. Evim yoktur benim, Gölgelerin uzadığı her yer odamdır, Pencerem gökyüzünün sonsuz tarlasına açılır, Kilimim, sonbaharın yere serdiği sarı hüzünler, Yastığım, bir taşın bin yıllık sabrıdır. Ekmeğimi Güneş'in fırınından alırım, Suyu mu yalnızlığın kuyusundan çekerim. Nereye gitsem, orada bir pınar uyanır, Nereye baksam, orada bir kırgınlık incelir. Bir dostum var, adı Allah, Bir derdim var, adı dünya. Ben bir müslümanım, Ve kıblem, gül kokusunun eğildiği yerdir, Bir seccadem var yaprakların hışırtısından, Abdestimi çayırların şebnemleriyle alırım, Ben namazımı, Bir çiçeğin açışını seyrederken kılarım. Tekbirim, kuşların sabah cıvıltısıdır. Sözcükleri soyuyorum kabuğundan, Bana süslü laflar değil, Çıplak bir mananın berraklığı gerek. Mana, tenin ağırlığından kurtulmaksa, Niye kavga eder ki insan sınırların gölgesinde, Hangi çit tutabilir ki rüzgârın kokusunu, Hangi duvar hapsedebilir, tomurcuğun rüyasını. Ama biliyorum, Yıkamak gerek gözleri, dünyayı başka türlü görmek için. Hayat bir yudum çay içmektir bir ağaç altında, Ölümün elinden tutup yürümektir sessizce, Gidiyorum, Heybemde bir parça aşk, bir kaç tohum, Arkamda bırakarak kelimelerin gürültüsünü, Sonsuzluğun ayak sesine doğru, yürüyorum.. Seherin alıcısı yokken, Gördüm, insanların çarşılarda renkleri sattığını, Gördüm, adımların arkasında gizlenen o kör gölgeleri, Büyük şehirlerin beton kuleleri arasında Unutulmuş bir buğday tanesinin mucizesi. Takım elbiseli adamlar geçiyor sokaklardan, Pahalı ziynetleri takınmış süslü kadınlar, Kalp kırdığı halde secdeye duranlar, Gözlerinde ne bir gökyüzü, ne bir nehir çalkantısı. Onlar zamanı saatler ile ölçüyor, Bense bir çiçeğin boyun büküşüyle. Oysa hayat bir karıncanın yükünü paylaşmaktır, Rüzgarın saçını taradığı ekin tarlalarında. Soruyorlar bana, sevgin nedir senin, Diyorum ki, Kalbimin çarptığı o hür kıyı, Bir annenin şefkatle eğildiği beşik, Bir yaralı köpeğin minnetle bakan gözleri, Ve geceleyin göğe yükselen o dilsiz yakarışlar. Benim dualarım rüzgarın getirdiği o gizli kokuda saklıdır. Gözleri yıkamak gerek, demişti derviş, Yağmurlarda yıkadım gözlerimi, Artık ne bir düşmanım var ne bir yabancım, Herşey benim içimde akıyor, Ruhumda bir parça dervişlik, bir tutam gökyüzü, Yürüyorum taşların rüyasını dinleyerek, Gidiyorum, kalbimin attığı o adsız kıyıya, Sonsuzluğun ayak sesini takip ederek...