İnce Yağmurdan Sonra
Kahve soğudu; kitabın arasındaki bilet, gidilen yerden çok dönülmeyen zamanı gösterdi. Akşamın rengi ağırlaştı. Ağaçlar konuşmadan anlaşan insanlar gibi yol boyunca birbirine eğildi. Vedanın büyüğü küçüğü yok, yalnızca geride bıraktığı eşyanın sesi değişiyor. Tren gelmedi, saat ilerledi. Ben beklemekten değil, kendime geç kalmaktan vazgeçtim. Gece biraz daha ilerledi. Pencerenin önündeki sandalye, oturulmayan bütün akşamların şeklini taşıdı. Sokağın öbür ucunda bir kapı kapandı; ses, taşların üzerinden geçip odama kadar geldi. O zaman anladım: uzaklık yalnız aramızdaki yol değildi, aynı hatırayı artık başka türlü anlatmamızdı. Yine de masayı toplamadım. Bir cümlenin geri dönmesi için boş bir yer bıraktım; belki sabah, suskunluğun içinden küçük ve sahici bir cevap çıkar. Çıkmazsa da ışık gelir, eşyaların adını yeniden söyler. İnsan bazen iyileşmeyi büyük bir değişim sanıyor; oysa perdeyi açmak, suyu tazelemek, yarım kalan sayfaya yeniden bakmak da dönüşün kendisi.