Son Vapurun Ardından
Vapurun ışıkları küçülürken iskelede kalan gölgem, benden daha sabırlı görünüyordu. Bir süre hiçbir şey yazmadım. Dışarıda geçen otobüsün sesi masadaki suskunluğu ikiye böldü. Şehir kalabalıklaştıkça insanın içindeki tenha daha açık seçik duyuluyor. Son düdük de suya karıştı. İskele, gidenlerden çok kalmayı seçenlerin yeriydi artık. Gece biraz daha ilerledi. Pencerenin önündeki sandalye, oturulmayan bütün akşamların şeklini taşıdı. Sokağın öbür ucunda bir kapı kapandı; ses, taşların üzerinden geçip odama kadar geldi. O zaman anladım: uzaklık yalnız aramızdaki yol değildi, aynı hatırayı artık başka türlü anlatmamızdı. Yine de masayı toplamadım. Bir cümlenin geri dönmesi için boş bir yer bıraktım; belki sabah, suskunluğun içinden küçük ve sahici bir cevap çıkar. Çıkmazsa da ışık gelir, eşyaların adını yeniden söyler. İnsan bazen iyileşmeyi büyük bir değişim sanıyor; oysa perdeyi açmak, suyu tazelemek, yarım kalan sayfaya yeniden bakmak da dönüşün kendisi.