Mısranın Saklandığı Yer

Sokak lambası sönmedi ama altında duran sessizlik geceyi karanlıktan daha derin yaptı. Sonra rüzgâr yön değiştirdi. Perdenin kıyısı havalandı, sanki ev bir şey söylemekten vazgeçmişti. Unutmak sandığım şey, adını anmadan da aynı yere bakmayı sürdürmekmiş. Anahtarı yerine koydum, kapısı olmayan bir eve ait olsa da. Bazı şeyler açmak için değil, hatırlamak için taşınır. Gece biraz daha ilerledi. Pencerenin önündeki sandalye, oturulmayan bütün akşamların şeklini taşıdı. Sokağın öbür ucunda bir kapı kapandı; ses, taşların üzerinden geçip odama kadar geldi. O zaman anladım: uzaklık yalnız aramızdaki yol değildi, aynı hatırayı artık başka türlü anlatmamızdı. Yine de masayı toplamadım. Bir cümlenin geri dönmesi için boş bir yer bıraktım; belki sabah, suskunluğun içinden küçük ve sahici bir cevap çıkar. Çıkmazsa da ışık gelir, eşyaların adını yeniden söyler. İnsan bazen iyileşmeyi büyük bir değişim sanıyor; oysa perdeyi açmak, suyu tazelemek, yarım kalan sayfaya yeniden bakmak da dönüşün kendisi.