Sabaha Dönen Pencere
Güneş doğmadan önce perdede ince bir aydınlık belirdi; dünya yeniden başlayabilirmiş gibi. Adımlarımı saymadım. Her köşe başka bir hatıraya çıktı, her hatıra beni bugüne biraz daha geç bıraktı. Beklemek, saatin yaptığı bir iş değilmiş; kalbin aynı kapıya her gün yeniden bakmasıymış. Sayfayı kapattım ama cümle kapanmadı. Gece boyunca kalemden masaya ince bir yol uzandı. Gece biraz daha ilerledi. Pencerenin önündeki sandalye, oturulmayan bütün akşamların şeklini taşıdı. Sokağın öbür ucunda bir kapı kapandı; ses, taşların üzerinden geçip odama kadar geldi. O zaman anladım: uzaklık yalnız aramızdaki yol değildi, aynı hatırayı artık başka türlü anlatmamızdı. Yine de masayı toplamadım. Bir cümlenin geri dönmesi için boş bir yer bıraktım; belki sabah, suskunluğun içinden küçük ve sahici bir cevap çıkar. Çıkmazsa da ışık gelir, eşyaların adını yeniden söyler. İnsan bazen iyileşmeyi büyük bir değişim sanıyor; oysa perdeyi açmak, suyu tazelemek, yarım kalan sayfaya yeniden bakmak da dönüşün kendisi.