Gönderilmemiş Mektup

Mektubu kapatmadım; rüzgâr okuyup da adresini bulur diye masada açık bıraktım. Elimde kalan küçük ayrıntıları topladım: bir bilet, yarım tarih, solgun bir koku. Hiçbiri seni anlatmadı; hepsi seni çağırdı. Umut büyük bir söz söylemedi; yalnızca sabah olunca perdeyi biraz araladı. Anahtarı yerine koydum, kapısı olmayan bir eve ait olsa da. Bazı şeyler açmak için değil, hatırlamak için taşınır. Gece biraz daha ilerledi. Pencerenin önündeki sandalye, oturulmayan bütün akşamların şeklini taşıdı. Sokağın öbür ucunda bir kapı kapandı; ses, taşların üzerinden geçip odama kadar geldi. O zaman anladım: uzaklık yalnız aramızdaki yol değildi, aynı hatırayı artık başka türlü anlatmamızdı. Yine de masayı toplamadım. Bir cümlenin geri dönmesi için boş bir yer bıraktım; belki sabah, suskunluğun içinden küçük ve sahici bir cevap çıkar. Çıkmazsa da ışık gelir, eşyaların adını yeniden söyler. İnsan bazen iyileşmeyi büyük bir değişim sanıyor; oysa perdeyi açmak, suyu tazelemek, yarım kalan sayfaya yeniden bakmak da dönüşün kendisi.